Kendini bilmek ile ilgili kompozisyon (uzun ve kısa 2 örnek)

Öğretmenimiz ödev olarak kendini bilmek konusunda kompozisyon yazmamızı söyledi.

Kendini bilmek hakkında kompozisyon örneği nasıl yazılır?

KENDİNİ BİLMEK ÇOK KISA BİR KOMPOZİSYON:

“Kendini Bilmek” , kendi vicdanında Tanrı’nın tecelli ettiğini idrak etmektir.”

Bunu idrak ettiğimizde, yaşamımızda herşey çok daha güzel olacaktır diye düşünüyorum.
Bu idraki sağlayabilmek için ise, tanrı insanlara akıl ve düşünme yetisi bağışlamıştır.

BUNLAR DA UZUN KOMPOZİSYONLAR

Kendini bil!  

“Başkalarını yenen kişi güçlüdür.

Kendini yenen kişi ise kahramandır.” Lao Tse

Delphoi tapınağının girişinde yazan öğüt şudur: “Kendini bil!” Kendisini, yani kendi düşüncelerini, önyargılarını ve tutumlarını, öz benliğini bilip kendini kontrol eden kişi yola koyulmuş demektir. Kendi düşünce ve hareketlerinin tüm sorumluluğunu üstlenmiş demektir. Yunus Emre’nin dediği gibi:

“İlim ilim bilmektir; ilim kendin bilmektir,
sen kendini bilmezsen; ya nice okumaktır”.

“Kendini Bil” öğretisi, “Kendini Bilmek” ve “Kendini Tanımak” olarak ifade edilmektedir. Bilmek ile tanımak farklı kavramlardır. Bilmek, daha genel, Tanımak ise, kişiye özeldir. Ayrıca tanınmayan bir şeyin bilinmesi de beklenemez. İnsanın önce kendini tanıması, sonra da tanıdığı kendisini, bilmesi gerekir.

Kendini bil mottosu birçok dilde farklı olarak kullanılmaktadır bazıları : “Know thyself”, “Gnothi seauton “ , “Nosce Te İpsum“ ve “Temet Nosce” dur.

Hz. Muhammed şöyle der: “Kendini Bilen Rabbi’ni Bilir”. Bu deyiş var oluş kadar eskidir ve her yolda her yolcuya söylenen en önemli nasihattir. Sokrat’ın hep söylediği “Kendini bil” mottosu ile Hz. Muhammed’in “ Kendini bilen Rabbini bilir” sözü bize “kendini bilmenin” durağan bir olgu olmadığını göstermektedir. Yani insanoğlu her an yeni bir bilmeye gebedir. Bu dinamik bir süreçtir.

Cicero’nun dediği gibi; “”Kendini bil!” denilmesi, yalnız gururunu kırmak için değil, değerini de bildirmek içindir.” “Kendini Bilme” yolunda atılan her adım, kendi başına büyük bir yürekliliktir. Bunun en doğru yolu da kendimize karşı dürüst olmaktan geçer.

Kendini bilmek bir süreç olarak değerlendirilirse aşamaları aşağıdaki gibidir:

1. Kendini tanımak,

2. Aradığını nerede bulacağını bilmek,

3. Bulduğunun değerini fark etmek,

4. Bulduğunu kendisiyle zenginleştirmek,

5. Aradığınızı bulmak için bedel ödemeyi göze almaktır.

Yaşamı sorgulamaya, düşünmeye, kendimizi tanımaya, bilmeye başlayınca, yeni bir kavrama bağlanırız. Bu da, sonuçta bizi içten dışa değiştirir. Her insan kendini bilmek için uğraş vermeli, kendini bilmenin dışında kendisinden daha mükemmel olduğunu sezdiği bir oluşuma ulaşabilmeye çalışmalı ve kusursuz olanla bütünleşebilme çabası içinde olmalıdır.

Kendini bilmenin yaratacağı bilgeliği anlatan Fars dörtlüğü şöyledir:

“O ki, bilmiyor ama biliyor bilmediğini; çocuktur, onu eğitin/yetiştirin.
O ki, bilmiyor ama bilmiyor bilmediğini; cahildir, ondan uzak durun.
O ki, biliyor ama bilmiyor bildiğini; uykudadır, onu uyandırın.
O ki, biliyor ama biliyor bildiğini; bilge kişidir, onu izleyin.”

Kendini bilmek, davranışlarının farkında olmak, bilinçlenme, eline, beline, diline sahip olmayı da içeren çok çetin bir yoldur. Gerçekten kim olduğunu bilmek, kişisel mikro kozmosun enginliğini tanımayı içeren bir bilimdir. Kozmos sürekli genişler; dolayısıyla sonu olan bir bilim de değildir. Amaç hakikati aramaktır, yolda olmaktır. Karl Jaspers şöyle der:

“Felsefeyi felsefe yapan hakikati aramasıdır, ona sahip olması değil…”
“Kendini bil” cümlesi ile insanın nereden gelip ne yaptığı ve tekrar nereye gideceği de ifade edilmektedir. Bu olguyu üç soru sorarak da izah edebiliriz. Nereden geliyoruz? Biz Kimiz? Ve Nereye gidiyoruz? V.İ.T.R.İ.O.L. kelimesi de bu soruların cevaplarının kişinin kendisinde olduğunu belirtir. Latince “Visita İnteriora Terrae Redificandogue İnvenis Occultum Lapidem” kelimelerinden oluşan bir cümlenin baş harflerinden meydana gelmiştir. “Toprağın içine gir, oradaki gizli hazineyi keşfet.” anlamına gelmektedir. İbn-i Arabî “Âlem Hakk’ın gölgesidir” demiştir. İyi ve kötünün aslında aynı olgunun sıcak ve soğuktaki dereceleri olması gibi, mikro ve makro kozmosun birliği gibi, içimize seyahati ve kendini bilip bulmayı öğütler V.i.t.r.i.o.l.

Kendini biliş, Nefs’in terbiye edilmesidir. Bedendeki ihtirasın, cehaletin, taassubun, nefretin, her türlü uç duygunun kontrol edilmesidir. Zıtlıklardan tamamlayıcılığa yani denge yolunda iyi, doğru ve güzele gidiştir. Kendini tam anlamıyla bilen kişi, kendi vicdanında Tanrı’nın tecelli ettiğini idrak edecektir. İşte aranan Felsefe Taşı O’dur.

Kendini bilmek ve kendimizi tanımak en temel görevimizdir. Kendini biliş yolunda birey; kendini öncü ve örnek bir insan olarak yetiştirir. Bu yaşam okulunda başlıca görevimiz; kendini bilmek, uygar ve çağdaş olmak, bilim ve bilginin ışığında, tüm insanlıkla bütünleşerek, daha çok sevmek ve sevilmektir.

İnsanoğlu, sürekli gelişimin, evrimin çocukları ve evrenin yurttaşlarıdır. Bunun bilincine eren birey, gereksiz bağlarından, isteklerinden kurtulur, yola koyulur. Kendini bilmeli, Yaradan’ı bilmeli ve insan-ı kâmil olmalıdır. Doğru bilgi, insanın evrim yolunda donanacağı bilgidir. Kendini biliş; içimize seyahattir ve kendini bilip, bulmak gibi zıtlıkların bir bütün olduğunun idrak edilmesidir. Nefis muhasebesini objektif şekilde yapabilmektir. Bu aşamalardan geçen birey, vicdanını tesis etmiştir. Artık yaşam tarzını değiştirecek ve kendi için yaşama lüksünü bir yana bırakarak, ölçülü, adil ve dengeli biçimde insanlık için de çalışmaya başlayabilecektir.

Platona göre kendini biliş yolunda üç erdem; bilgelik, cesaret ve ölçülülüktür. Sokrat da kendini bilmenin güçlüğünü bilir ama bunun önemli ve mümkün olduğunu da hatırlatır. Bu yolda elde edilecek bilginin insanın mutluluğunu sağlayacağını belirtir.

Bugün bile pek çok düşünürün söylemekten çekindiklerini söyleyip cami avlusunda derisi yüzülen Hallac-ı Mansur şöyle demektedir:

“Gerçek olan Bir dir, İnsan bu bütün’ün bir Cüz’ü dür.”

İnsan-Tanrıdır, Tanrı İnsan Değildir. (Enel Hak)”

“Kendini Bilen Tanrıyı Bilir. (Vahdet-i Vücut)”

Tamer Ayan şöyle der: ”Kendini arayış ve bilme bir nevi yaşarken yapılan insan mühendisliğidir, mükemmel insana; İnsan-ı Kamil’e ulaşmayı hedefler. Ölçülü olmak, kişinin kendini bilmesi, nefsini terbiye etmesi, her an davranışlarında aşırılığa kaçmaması anlamını taşır. Ayrıca Tanrısallaşmadır, İnsan-ı Kamil olmaktır, O’nunla bir olmaktır. Kamil İnsan, ölçülü olma halini hayatının her anında göstermelidir. Kendini bilir, gördüğünü güzel görür, güzel düşünür, güzel söyler.”

Kendini bilmek, tanımak; haddini de bilmektir. Kendini bulma arayışıdır, hatta kendinde onu bulma onu aramadır ve onu vicdanında bulunca, o birlik ile bütünleşme kendini ona vermektir. Kendini bilmekle ilgili bazı sözler şöyledir:

“Kendini bil, bu yolla Tanrılar âlemini de bilirsin. Tanrı’ya ancak kendi çabanla ulaşırsın.” Pisagor

“Sen, kendini ufak bir nesne sanırsın, hâlbuki sende koca bir cihan dürülmüştür.” Hz. Ali

“Kendinden kendine sefer eyle” Mevlâna

Ne istediğini bil, kendi sınırlarını ve zayıflıklarını bil, diğer insanların seni nasıl algıladıklarını bil, kendi isteklerinin ve niyetlerinin farkında ol demektir kendini biliş. Kendini biliş gerçeği arayıştır ve gerçeği aramayan iki varlık vardır. Biri, tam gerçeğin içinde olduğundan ”Tanrı”, diğeri de gerçeklerin tam dışında olduğundan ”cahil, bilgisiz insan” dır.

Ezoterik öğretilerde hiçbir zaman bir “Son Söz” veya “Bu Budur!” yoktur. Bizler okuyacağız, düşüneceğiz ve düşüncelerimizi aktarmaya çalışacağız. Kendini bilmeye, bulmaya, kendini yetiştirmeye çalışacağız. Kendimize yatırım yaparak, hata ve kusurlarımızı görüp bunları düzeltmeye çalışacağız. İnsanlık olarak amacımız; aydın, çağdaş, düşünen, sorgulayan, aklını kullanan, gönlü sevgi dolu, alçak gönüllü, çalışkan ve erdemli bilge birer birey olmaktır. Bu gayret ömür boyu sürecektir.

Kendini bilmeyen, hatta aramayan kişi yaşamını da boşa geçirmiş, eserini verememiş ve kendini gerçekleştirememiştir. İnsanın hayattaki en büyük başarısı kendi kendisi ile baş edebilmesidir.

Berk Yüksel

 

İNSANIN KENDİNİ TANIMASI

 

İnsanın kendini tanıma çabası ilk insanla başlamıştır. Kâdim dinler ve felsefe öğretileri, insana “Kendini bil!” diye hitap etmiştir. Sanat ve tasavvuf da insanın kendini tanımasını esas almışlardır.
İnsan dünyaya gönderilmiş bir varlık olarak, kim olduğunu ve nereden geldiğini düşünür. Bu sorulardan sonra ”Ben nereye gidiyorum?” sorusunu sormaya başlar. Esasen “Ben kimim?” sorusu, “Nerden geldim ve nereye gidiyorum?” sorularını da tazammun eder.
İnsanın bilgisi, kendisine dair bilgilerle başlar. Çünkü kendisi hakkında bir bilgiye sahip olmayan kişi, eşyaya dair de bilgi sahibi olamaz. İnsan, var olduğunun ve akıllı bir varlık olduğunun bilincinde olduktan sonra, eşyaya dair bilgileri nasıl elde edebileceğini araştırmaya başlayabilir.
İnsan için en değerli bilgi kendisine dair bilgidir. Bir hayata sahip olan insan, hayatın anlamı hakkında düşünür. İnsanlar için iyi olan nedir? İnsan hayatını nasıl sürdürmelidir? soruları bu arayışa yönelik bir sorudur.
“Kendini bil!” ifadesi hem emir hem de nasihat ve tavsiyedir. İçinde yaşadığımız zamanda insanlar nasihatı sevmeseler de buna kulaklarını tıkayamazlar. Nasihat ifade eden cümleler, emir kipiyle ifade edilir. Emir kiplerinin yanlışlanma ve doğrulanma ihtimali yoktur. Sözgelimi birine, “Kendini bil!” dediğimizde muhatap, “Yalan söylüyorsun veya doğru söylüyorsun.” şeklinde bir karşılık veremez.
“Kendini bil!” şeklindeki nasihat hakikati ifade etmektedir. Bu ifade, insanın kendini bilmesi ve kendini tanıması şeklinde anlaşılır. Yunus Emre insanın kendini bilmesi gerektiğini şöyle ifade etmiştir:
İlim ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsen, Ya nice okumaktır.
Hz. Peygamber(sav) insanın kendisini tanımasının öneminden şöyle bahseder: “Kendini tanıyan Rabbini tanır.”
İnsanın kendini bilmesi ve tanıması, aynı anlama geliyor gibi görünse de esasen bilmek ve tanımak ayrı şeylerdir.
Bir şeyi bilmek, o şeyin mahiyeti hakkında ilim sahibi olmak anlamına gelir. İlim, bilgiler yığını anlamına geldiği gibi, ilmî disiplinler için de kullanılır. Bu anlamda ilim kavramı, batı dillerindeki bilim kavramından daha geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. İslam dünyasında ilim, hem görünen alemle hem de metafizik alemle ilgili bilgileri ifade eder. Batı dillerindeki bilim, labratuvarın duvarlarına sığdırılan bir bilgiden ibarettir. Batıda beşerî bilimlerin, bilim olarak kabul edilmesi dahi yakın tarihte mümkün olmuştur.
Bilgi, özne ve nesne arasında gerçekleşmektedir. Öznenin nesneye dair yaptığı araştırmalar, bilgiyi doğurur. İnsan, kendine dair bir bilgiye sahip olmaya çalışırken hem özne hem de nesne olduğu için böyle bir bilgiye ulaşmak insan için kolay olmaz.
Tanımak, bir şey hakkında marifet sahibi olmayı ifade eder. Bu, daha derinlikli bir bilgi sahibi olmayı gerektirir. Bu durumda tanınan şey maruf haline gelir. Tanıyan kişi ise ârif olur.
Tanımak, bilmekten daha özel bir ifadedir. İlim akıl, nakil ve duyu organları yoluyla kazanılırken, marifet, pratik bir bilgidir ve ilham yoluyla elde edilir. İlmin zıddı cehaletken, marifetin zıddı inkardır.
“Haddini bil.” ifadesi genelde hakaret olarak anlaşılsa da, bu ifade bize bir hakikati haber verir. Had, kelimesi sınır anlamına geldiği gibi, klasik mantıkçılar bu kelimeyi tarif anlamında da kullanmışlardır.
İnsan her konuda sınırı olan bir varlıktır. İnsan davranış ve ahlak olarak bir sınıra sahiptir. İnsan bir hayvan kadar hür davranamaz. Çünkü mutlak bir özgürlük insan için hayvanlıkla eş değerdir.
Aynı şekilde insan bilgi konusunda da sınırlı bir varlıktır. Sınırsız bir bilgi mümkün değildir. Gelecekte her şeyin bilim yoluyla bilinebileceğini iddia eden batılı düşünürler, kendilerinin bile inanmadığı bir düşünceyi savunmuşlardır.
İnsan bir mevzu konusunda yorum yaparken de bir sınıra sahiptir. Yoksa ne desen gider, anlayışıyla herhangi bir alanda yapılmış yorumlar, sadece ispatlanmamış iddialar olarak kalır. Onun için her ilim dalında yorumlar için kurallar konulmuştur. İnsan ancak bu şeklide bir hakikate varma umudu besleyebilir.
O halde “haddini bil!” ifadesi bize bir hakikati ifade etmektedir. İnsan hiçbir konuda sınırsız olamaz. İnsan kendi sınırlarına çekilmeli, yeryüzüne kibirle basmamalıdır. Sahip olduğumuz sınırlar ve tabiat bize tevazüyü ders olarak okutmaktadır.
İnsanı konuşan bir varlık olarak tanımlayan mantıkçılar, insanı tanımlamış olmuyorlar, insanın diğer varlıklardan ayırıcı bir özelliğini ifade etmiş oluyorlar. İnsan bir bedene ve bir ruha sahiptir. O halde insan dediğimizde bir bedene sahip bir varlığı kast etmiyoruz. Çünkü “Ben insanım.” diyen biri, bu cümleyle “Benim bir cesedim var.” anlamını kast etmez. Modern Tıp ve psikoloji, insanı ruhu olmayan bir varlık olarak ele alıp incelerken korkunç bir cehalete saplanmıştır. İnsanı tanıma çabasında olan Psikoloji, insanı adeta hayvan seviyesine düşürüp incelemiştir. Pozitivizmin etkisinden kurtulamayan Psikoloji, insan hakkında en az bilgiye sahip olarak bir paradoksun içine düşmüştür.
İçinde yaşadığımız çağda insanlar, daha çok bunalım içinde yaşadıklarından kendini tanıma ihtiyacını daha çok duymaktadır. Çünkü kendi inanç ve geleneğinden kopan insanlık, kendini bir boşlukta bulmuştur. Batılı yaşam tarzını benimseyen insanlar, sürekli ani değişiklikler karşısında şaşkına döner. Sonu gelmez yenilik ve değişim, insanı tedirgin hale getirirken insan, acımasız piyasa şartları ve belirsizlik karşında kendisinin hakikatine dair bir bilgiye sahip olmaya vakit bulamaz. Çünkü sürekli değişen alet ve şartlara uyum sağlamak için, eşyaya dair bilgisini artırmak zorundadır.
İnsan kelimesi, enise fiilinden türemiştir. Bu fiil, samimi olmak, dost olmak anlamındadır. İnsan kelimesi, uns ve enis kelimeleriyle aynı kökten türemiştir. Uns, cana yakınlık anlamına gelirken, enis, dost anlamındadır. İnsan seven, ünsiyet kazanan bir varlıktır.
İnsan kelimesi kök itibariyle olmasa bile, telaffüz itibariyle nisyan kelimesine yakındır. Nisyan unutmak anlamındadır. İnsan da unutur. İnsan, kendini unuttuğu gibi hakikati de unutur. Hakikati unutan insan, hakikat vehmettiği gölgeler peşinde koşar.
İnsan alem-i suğradır, ainata nisbetle küçük olsa da, kendi içinde bambaşka bir alemdir. İnsan kalbi, ruhu, inancı, yani metfizik boyutuyla insandır. Akıl, kalp ve ruh sahibi olan insan, aklıyla, kalbiyle akleder, ruhuyla hisseder.
İnsanın hakikati kalbidir. Kalpten kasıt, göğüste taşınan et parçası değildir. Kalp insanın manevî boyutunu oluşturur. İnsan gönlüyle kendini bilir. Kendini bilmek Allah’ı tanımaya götüren anahtardır.
Bir şeyin hakikatinin bilinmesi, ancak o şeyin varlığının bilinmesi ile mümkün olabilir. İnsan kendi varlığından şüphe edemez. Çünkü insan kendi varlığını hissettiği gibi, kendi varlığına dair düşünür. İnsanın var olması, onun bir bedene sahip olması anlamına gelmez. Çünkü ölülerinde bir cesedi vardır. O halde insanın var olması, onun akla ve kalbe sahip olması anlamındadır.
İnsanın kendini tanıması, nefsini tanımasıdır. İnsan nefsini tanıdıktan sonra, onu ıslaha başlayabilir. Nefis terbiyesi, insanın kendini bilmesini sağlar. Nefsini terbiye edemeyen insan, nefsin boyunduruğu altına gireceğinden özgürlüğünü kaybeder. İnsanın en büyük köleliği, nefsine yaptığı köleliktir.
Nefsinin arzularına uyan insan, nefsinin arzu ve emirlerini en büyük hakikat telakki eder. İnsan aklı ve inancıyla hareket edemezse, nefsine aldanarak arzuları istikametinde yaşar.
İnsan, düşünebilen bir varlık olduğu için, yanlış bir yola sapınca, yanlışlarına bahaneler üretir. Bir süre sonra bu bahane ve yalanlar, kişiye hakikat gibi görünür. Çünkü insan kendini bile aldatma yeteneğine sahiptir. İnsan ürettiği yalanlara inanan tek varlıktır.
Ve’l-hasıl, kendini bilen, kendisini yaratanı da bilir. Kendini bilen kişi, yardımın kuldan gelmeyeceğini de bilir.

Kendini bilmek

HERKÜL MILLAS

İhtiraslı kimseler ille de onlarla ilişkili ne varsa “büyük” olmasını isterler: Büyük saray, yüksek anıt, koca cami, kalabalık refakat, zengin sofra, paha-lı otel. Sonunda bir Sokrates’in, bir peygamberin, bir Gandi’nin şanının zerresine sahip olamazlar; ne de onların huzuruna ve mutluluğuna…

Terim olarak “kendini bilmez” aşağılayıcı bir anlam taşır; muhakemesi yerinde olmayan, haddini bilmeyen anlamındadır. Bundan söz etmiyorum. Haddini bilmeyene, örneğin küçük dağları kendi yapısı olduğunu sanana, bir gün gelir nasıl olsa birileri haddini bildirir.  Daha derinlerde bulunan bir “bilmezlikten” söz ediyorum. Antik dönemden bugüne kullanılan özdeyiş (kendini bil; gnothi seauton; nocse te ipsum) değil aklımdaki. O yıllarda kastedilen, toplum içinde ve hayat içindeki yerimizi (sınıfımızı, ekonomik veya siyasî gücümüzü, vb.) anlamamızdı; veya kendimize bakarak insan hakkında bilgi sahibi olmaktı; veya alçak gönüllü davranıp, gaza gelip keçileri kaçırmamaktı.  Ben çağdaş “bilmek/bilmemek” sorunundan söz ediyorum; bilinç dışı yanımızdan. Bilinç dışı bir yanımızın olduğunun bilincine son yüzyılda vardık.

Bu bağlamda aklıma sık sık Herostratus gelir. Kim olduğunu bilmeyebilirsiniz ama 2368 yıldır tarihçilikte bilinen bir kimsedir. Efes’teki, Antik dönemin yedi harikasından biri sayılan Artemis Tapınağı’nı kundaklayan ve yakıp yok eden kişidir. Krezüs’ün inşa ettirdiği bu yapıyı yakmasının nedeni ilginç: Adının tarihte kalmasını istemiş! Yaktıktan sonra da pişman olmamış. Soydaşları bu adamı hem idam etmişler hem de adını ananın idamına karar vermişler. Ceza olarak adının unutulmasını istemişler. Ama olmamış! Hâlâ biliniyor Herostratus; ama bu biçimde ün kazanan insanların simgesine de dönüşmüş. Bir Anadolu fıkrası da aynı mesajı veriyor: “Ben vali olamazsın demedim, adam olamazsın dedim!”

Bilinçaltımız ünlü olmamızı, adımızın tarihte kalmasını ister; bir içgüdü gibi bize baskı yapar. Biz de bunu çok isteriz, bu işe bayılırız! Kimimiz adını sürdürmek için çocuk yapar ve hele erkek çocuk ister, kimisi büyük mezar yaptırır kendine (örneğin bir piramit), kimileri “kalacak eser” (heykel, roman, vb.) yaratır, cami yaptırır, kimileri savaşlar kazanır binlerce garibanın ölümüne neden olarak. Her seferinde amaç aynıdır: Ün sahibi olmak ve tarihte kalmak. Oysa kalsan ne kadar kalacaksın ki! Geçmişimiz binlerce yıl, önümüzde belki de milyonlarca yıl var. Herostratus mutlaka unutulacak, bin yılda olmasa birkaç bin yılda. Her birimizin unutulması kaçınılmaz. Shelley’in Ozymandias şiiri her iktidarın ve her büyük insanın sonunu güzel anlatır: Kumlara yarı gömülmüş bir koca heykelin kalıntıları bomboş bir çevrede durur. Parçalanmış yüzün hatlarında emredici tutku hâlâ durur ve bir mermer parçasında şu okunur: “Benim adım Ozymandias, kralların kralıyım, eserlerime bak ve kendine acı.”

Bu aldatmaca oyununu görenler pek çoktur ama ne pahasına olursa olsun ün peşinde koşanlar çok daha kalabalıktır. Aslında bu olayda ermişlerle ihtiraslılar eşit iki karşı taraf değildir. Ermiş veya bilgi sahibi kimse, yani bilinçaltının dürtülerini az çok sezmiş, “kendini bilen” kişi, ihtiraslının karşısında baştan yenilmiştir. Uğraşmaz çünkü, debelenmez, çırpınmaz, böbürlenerek (veya sahte alçak gönüllülük satarak) üste çıkmaz. Kendini Ozymandias bilerek, Herostratus gibi tarihte kalmak için ezip geçerek, her halükârda hedefine varmaya çalışmaz. Öbürüne, zaten bütün bunları yapabildiği için “ihtiraslı” diyoruz.

Herostratos’ları ve Ozymandias’ları görmezlikten de gelemiyor insan. Biri mabedimizi yakabiliyor, öbürü yasaları kararlaştırıyor. Yani hayatımız bunların elinde. Çevremiz ve günlük yaşamımız onların bilinçaltına bağlı. Böyle bir insanın tutkusu, gustosu, kompleks ve paranoyası bizim alınyazımızdır artık. Olaya siyasî açıdan bakarsak tek kişi yönetiminin sakıncaları açıkça görülür: Tek kişi olmak yalnız toplum için büyük bir risk durumu değildir; o tek kişi için de risktir: Normal bir insan da “tek” olduğunu gördüğü an dengeleri kaçırabilir. Olacağı yoksa da olur sonunda!

Bu felsefî konuları dinler başka bir açıdan gündeme getirir. Zamanın ve evrenin sonsuzluğu karşısında insanın geçiciliğini, “faniliğini” öğretirler. Ama o sözünü ettiğim bilinçdışı dürtüler türlü aldatmacalarla –yalnız karşımızdakini değil kendimizi de aldatarak– yeniden sözde “kalıcı” olmaya zorlar bizi. Bilge olmayan kişi tam da bu ihtiraslı çabaların insanı yüceltmediğini, aksine aşağılaştırdığını görmez. Bir Mısır piramidi o firavunun yüceliğini değil, kibrini ve kendini bilmezliğini gösterir. Altınlarla, pırlantalarla süslü bir mezar da aynı mesajı verir –anlayana tabii-. Böyle ihtiraslı kimseler ille de onlarla ilişkili ne varsa “büyük” olmasını isterler: Büyük saray, yüksek anıt, koca cami, kalabalık refakat, zengin sofra, pahallı otel. Sonunda bir Sokrates’in, bir peygamberin, bir Gandi’nin şanının zerresine sahip olamazlar; ne de onların huzuruna ve mutluluğuna.

Kitsch (kiç) kavramı bu tür tutumlar, gösterişler ve sanat eserleri için kullanılır. Acıklı bir insan halinin işaretidir kitsch yapı ve davranış. Tabii böyle bir “eser” aynı zamanda beğenilebilir de. Kitsch bir eser kitlelerce beğenilebilir ama hiç “kalıcı” değildir. Kalıcılığı ancak kibrin örneği anlamındadır. Ozymandias’ın heykeli gibi. Tabii böyle bir heykel, bir bakıma çok işlevli ve yararlıdır da: o dönemi çok güzel resmeder ve bizlere aktarır. “Demek ki o dönemde durum buymuş!” deriz, tabii ki üzülerek…

İnsan tutkusunun her hali kötü değildir. Erdem de tutkuya dönüşebilir, kendimizi bilmek de. Tutkularımız sonunda değerlerimizin aynasıdır. Her birimiz bir mesaj taşır. Neysek mesajımız da odur. Ne olduğumuzu bir süre –başkalarından ve kendimizden– gizleyebiliriz ama uzun sürede birileri çıkar bizi değerlendirebilir. Kusurlarımızın az olmasını istemek de bir tutkudur.

Bu yazı benim “yıl sonu” yazımdır. Bir sonraki yazım 2013 yılında olacak. Zaman’da ilk yazımı on yıl (ve 5 gün) önce yazdım. Bu süre bir nefes gibi geçti. Önümüzde uzanan binlerce yıl da bir nefestir –dünyamızın yaşamında-. Yazdığım yazının “kalıcı” olmadığını bilmek bana hem hüzün veriyor hem de kendimi az buçuk bilmemin tatminini. Mutlu ve ihtirassız bir yeni yıl dilerim.

KENDİNİ BİLMEK…

 

Nasıl Buldular?

  • ben kimim ile ilgili kompozisyon
  • nefsini bilen rabbini bilir ile ilgili kompozisyon
  • kendini bilmekle ilgili şiir
  • Kendini bilmekle ilgili kompozisyon
  • kendini bilmek
  • kendin olmak ile ilgili kompozisyon
  • İnsanın kendinı bılmesı konulu kompozısyon
  • ben kimim kompozisyonu
  • ben kimim kompozisyon örnekleri
  • uzun kompozisyonlar



Nasıl Buldular?

  • ben kimim ile ilgili kompozisyon
  • nefsini bilen rabbini bilir ile ilgili kompozisyon
  • kendini bilmekle ilgili şiir
  • Kendini bilmekle ilgili kompozisyon
  • kendini bilmek
  • kendin olmak ile ilgili kompozisyon
  • İnsanın kendinı bılmesı konulu kompozısyon
  • ben kimim kompozisyonu
  • ben kimim kompozisyon örnekleri
  • uzun kompozisyonlar

Benzer Haberler


Hİç yorum yapılmamıŞ

Yorum Yaz

Current month ye@r day *